Bir oğul bir babayı bu kadar güzel anlatır..

Bir oğul, bir babayı bu kadar güzel anlatır..
Yüreğine sağlık Necil!

Melekler yoldaşı olsun babanın… OC

İşte, Necil Civelek’in babasına yazdığı muhteşem yazısı..

24’ünde vefat etti, 25’sinde toprağa verildi, 2003 Mart’ında.
İyi bir insandı, birlikte gezilebilecek, rakı içilebilecek kafa dengi biriydi.
En büyük zevki oğlu ile tavla oynamak, rakı içmek, eşi ile plaki oynamak, masaya oturup fal bakmaktı.
Eli fazlasıyla açıktı. Kendini zora sokacak kadar bonkördü. Bir gün oğlu ile meyhaneye içmeye gidince, cebinde sınırlı parası olduğu halde eski Karşıyakalı bir ayakkabı boyacısını görmüş, ona rakı ısmarlayınca kendi sadece bir kadeh içmek zorunda kalmıştı.
Bir başka gün kurban kestirdiği kasaba parasını ödediği halde, adam fakir diye hayvanın da yarısını verince eşiyle tartışmıştı.
Sohbeti boldu. Konuşurken hiç susmaz, karşısındakini konuşturmazdı. (karşısındaki lafa girmeye çalışsa bile duymazdı zaten). Biraz da palavracıydı, abartılı anlatmayı severdi.
Konuşurken kendine has yabancı-Türkçe kelimeler kullanmayı severdi. O zaman çok komik olurdu anlattıkları. Mesela 2. Dünya savaşı hikayelerini, Hitler’i ve subaylarını çok sevdiği ve General Göring’i çağrıştırdığı için Kenan Tercan’a Könings derdi. Uzun olduğu için Kamil’e Keymıl, ya bu alınmasın diye de Ayhan’a da Eyheyn derdi.
Gençleri ve Mehmetçiği çok severdi. Bir asker görünce sebepsiz ağlamaya başlar, ailenin gençlerine de kol kanat gererdi. Büyük kayınbiraderinin haşarı oğlu Eyheyn, babası ile tartışınca hep bize gelirdi biz küçükken.
Narlıdere’de büyük kayınbiraderi esip gürlerken tampon olurdu. O sakinleşinceye kadar yanına, soluna oturur (Sağ kulağı duymazdı çünkü), onun öfkeyle söylenmesini dinlermiş gibi yapardı. Bi de ara sıra kafasını sallardı. Bir keresinde büyük kayınbiraderi anlamıştı dinlemediğini, bir soru sormuştu o yine kafayı sallaya sallaya tabii deyince daha da kızıp evin dışına çıkmıştı.
Cömertti, yemeyi de yedirmeyi de severdi. Esdinbel’deki küçük evde bir yaz tam 38 kişiyi yatırdığını, Esdinbel’de işçilere bizim evde sık sık akşam yemeği ikram edildiğini hatırlarım. Fakir babasıydı, bir kongrede hazırlatılan soğuk sandviçleri toplayıp fakir personele evine götürmesi için verdiğini de hatırlarım.
Yemesini yaşamasını iyi bilirdi. Bir gün kasaptan Antrikot istemişti de kasap şaşkın şaşkın bakıp et ya da kıyma vereyim ağbi demişti. Deniz kenarında sigara içerek denizi seyretmeyi, evinde her akşam iki duble rakı içmeyi çok severdi. Neşeli adamdı, dünyayı takmazdı…
İyi niyetliydi ama iyi niyeti hep en yakınları dahil suiistimal edildi. O yine de vazgeçmedi iyi niyetten, hep alttan almadan. Hoşgörülüydü, heyecanlı oğlunun, kayınbiraderinin, eşinin, kardeşinin bazen gerektiğinden fazla sert çıkışlarını bile hoş görürdü.
Hayatında bir gün oruç tuttu, o gün de araba çarptı. Namaz da kılmazdı. Ama oğlu küçükken namaz kıldığında onu en fazla teşvik eden kişi idi. Ben aklım erdiğinden bu yana hiç Cumaya gittiğini hatırlamam. Eşinin zoruyla bayram namazına giderdi. Bir gün Karşıyaka Mevlana Camii’nde, bayram namazında hoca vaaz verirken söylenmeye başlayınca, namaz içinde hoca okurken öfleyip püfleyip yanındaki ile konuşmaya kalkınca oğlu tarafından artık bayram namazlarına da götürülmemeye başlanmıştı.

Ama inanıyorum ki karınca ezmez Gür Civelek cennettedir. O kadar yıl geçse de, hala iş, aile, mahalle çevremde onu tanıyıp da ne kadar iyi bir insan olduğu bana söyleyenler var.
Babam olduğu için abartıyormuyum acaba, ama sülalede 45 yaş üstü olup da bu söylediklerimi ve başka örneklerini hatırlayanlar bana hak verir heralde.
Nur içinde yat Gür Civelek, mekanın cennet olsun.

Necil Civelek

26 Mart 2014

Necil Civelek

Bunları da beğenebilirsin