“Vurdular Çetin’imi vurdular” Uğur Mumcu’nun katillerini açıklayacağı gün öldürülen Gaffar Okkan bu katilleri de açıklayacaktı

“Vurdular Çetin’imi vurdular” Uğur Mumcu’nun katillerini açıklayacağı gün öldürülen Gaffar Okkan bu katilleri de açıklayacaktı

“Vurdular vurdular Çetin’imi vurdular”

Tarih 7 Mart 1990, gece nöbetinden yeni çıkmışım. Sabahın erken saatleri. O dönemki istihbarat şefimiz Şevket Okant ‘a gece olan olaylarla ilgili bilgi veriyorum. Gecenin en önemli olayı, kar maskeli ve otomatik silahlı dört kişinin Levent karakolunun tam dibinde bir avukatın aracını gasp etmeleri.

Gece boyunca tüm İstanbul polisi böyle bir gasp olayının ardından bir SUİKAST ya da büyük bir soygun girişimi olacağını tahmin ettiği için teyakkuza geçmiş ancak araç bulunamamıştı.

Bu işin mutlaka gündüzde takip edilmesi gerektiğini Şevket ağabeye söylerken, Cağaloğlu Hürriyet binasının ikinci katında ki istihbarat servisinin iki direkt telefonundan birisi olan 522 40 50 numaralı telefon çalmaya başladı. Telefonu koşarak açtım. Karşımda bir kadın “vurdular, vurdular Çetin’imi vurdular” diye acı ile haykırıyordu. Ben kadına “efendim Çetin Emeç’mi ? Bilge Hanım siz misiniz ? ” diye sordum.
Çünkü arandığımız telefon servisin özel istihbarat telefonuydu ve vatandaşta yoktu numarası.
Aldığım cevap “Benim Bilge ‘ vurdular gözlerimin önünde vurdular” dedikten sonra “Çetin Bey iyi mi siz iyi misiniz” dedim “Evin önünde arabada vurdular” cevabını alınca hemen Şevket Ağabeye bağırdım akabinde telefona baksa da karşıda kimse yoktu.

Şevket Okant Hayrettin Karateke ve ben ulaştırmadan Tc Gürol Ünlü abiyle birlikte 15 dakika içinde Cağaloğlu’ndan Suadiye’de Çetin Bey’in evine vardık. Hayrettin Karateke Ağabey ile ben hemen Çetin Emeç’in Suikaste uğradığı Ford aracın fotoğraflarını çekmeye başladık.

Çetin Emeç arka koltuğa oturduğu anda Bilge Hanım her sabah olduğu gibi camdan bakarak onu uğurlıyor muş ve tam o sırada kar maskeli dört kişi araç hareket etmeden önce arka koltuğu çapraz ateşe alarak suikastı gerçekleştirmiş.

Çetin Emeç’in 7 mermi yarası aldığı koltuğunda kanlı bir Hürriyet gazetesi duruyordu ve Çetin Bey’in terörü anlattığı “Manzara” başlıklı yazısının sayfası açıktı ve manzara adlı yazıya Çetin Bey’in kanı akmıştı.

Bilge Hanım ve komşuların ifadesine göre saldırganlar önce Çetin Bey’e ateş etmişler bu sırada abimiz şöförü Sinan Ercan arabadan inerek koşarak sahile doğru kaçmaya çalışmış ancak arkasından ateş ederek çok sayıda kurşunla da onu katletmişlerdi.

Olay yerindeki fotoğrafları çektikten sonra suikast sırasında kullanılan aracın şimdiki Bostancı Karakolu’nun yanında tren hattının kestiği çıkmaz sokakta eski Trafik Denetleme Şube’sinin yanında bulunduğu anonsunu duydum polis telsizinden. Hemen SUİKAST aracının yanına gittim.
O dönem olay yeri inceleme ekipleri olmadığı için sıradan polisler gayri nizami bir şekilde araç içinde arama yapıyordu. Kar maskeleri ve eldivenler vardı araçta. Gece Levent Karakolu’nun yanından bir avukattan gasp edilen araçtı bu araç.

Gece boyunca tüm İstanbul emniyeti telsiz merkezi sık sık anonslarda ” özellikle bir suikastte ya da soygunda kullanılabilir ivedilikle takibi ” demesine rağmen o zaman tek köprüsü ve arabalı vapuru olan İstanbul’da bu araç Anadolu yakasına geçmiş ve Çetin Emeç suikastine karışmıştı.

Buradaki çalışmamı tamamladıktan sonra Göztepe SSK hastanesine gittim. Çetin Emeç’in o günkü köşe yazısının başlığı olan “manzara” burada da korkunçtu. Hastane morgunun soğuk bir odasında Çetin Emeç ve Sinan Ercan cansız bedenleriyle yatıyorlardı.

Olay o vakitler İslami Haraket adlı bir sözde örgüte mal edildi. Ancak hepimiz bu örgütün olmadığını biliyoruz. Aklıma şu geliyor o gün SUİKAST aracında bulunan kar maskeleri ve eldivenler bugünkü teknoloji ile yeniden incelense kar maskelerindeki saç kıları kaldı ise ki mutlaka kalmıştır. 2018 teknolojisi ile kriminal laboratuvarda analizleri yeniden yapılsa, dna bankasındaki arşivle karşılaştırıldığında sanırım çok farklı bir sonuç ortaya çıkabilir.

Uğur Mumcu cinayetini açıklamaya giderken öldürüldüğüne inandığım Gaffar Okkan bir konuşmasında “oğlum önce Mumcu cinayetini çözeceğim sonra sırasıyla Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok ve diğerleri” demişti.

Fetö Terör Örgütü’nü soruşturan savcıların “eğer çalınmadıysa adli emanetten” bu kar maskelerini bularak yeniden DNA incelemesine göndermelerinin ve o dönem yakalanıp ağır ceza verilen sözde katillerin yeniden ifadelerinin alınmasının hayalini kuruyorum. Saygılarımla.
Burak Ersemiz – Gazeteci 07.03.2018 Almatı

Şehit gazeteci Çetin Emeç’in kızı Mehveş Emeç’in NOT’u:

Burak Bey, sizin yazınızı da maalesef eleştirmek durumundayım. Şöyle ki:

Çok önemli bir bilgiyi maalesef yalnış aktarıyorsunuz. Annem o sabah pencerede falan değildi, hiçbir zaman da olmazdı. Onlar hep babam evden çıkma hazırlıklarını yaparken vedalaşırlar, olası akşam programlarını konuşup gözden geçirirlerdi. Annem eğer o sırada pencerede olanları birebir görmüş olsaydı zaten akıl sağlığını kaybetmişti. Siz kolayca yazıyorsunuz ama bir düşünün hele… Zaten bu kadarına bile görmeden, sadece duyarak tanık olmak yetti de arttı bile, hepimize, geçen 28 yıla rağmen acımız dinmiyor bizim.

Bir başka husus:

Babamın son yazısı kayıp, “Manzara”dan sonraki… Olay anını hatırlayan belki hafızalarını tazelemek isterler diye yazayım dedim.

Bu arada, ben de eksik veya yanlış bilgilere artık mahal vermemek için, babamın çok takdir ettiği kalemimi kullanmak ve ayrıca annemin büyük arzusuna hürmet etmek için bizim hikayemizi yazıyorum. Gazeteci-yazar değilim, zaten öyle olanlar bile gidip kendi ailesinin hikayesini bir başkasına yazdırıyor. Kolay değil tabii, yazdığın her cümlenin arkasında durabilmek, yazdığından dönmemek, Çetin Emeç’le aynı kanı taşıyıp, bir ömür boyu ona layık olabilmek…

Burak Bey, duyarlılığınız için teşekkür ederim. Çok iyi biliyorum ki siz sadece babama vefa göstermekle kalmadınız, benim kızımın minicikken kürsüye çıkıp dedesi hakkında yaptığı konuşmaya dahi ilgi gösterip, arşivleyip, unutulmaz kıldınız. Ben her zaman, değerbilirliliğiniz için, ailem adına size müteşekkirim.

Mehveş Emeç

—�—�—�-

Sn. Mehveş Emeç Özür dilerim . Amacım asla sizleri üzmek değil. O yıllarda Bab-ı Ali yokuşundan akşamın geç saatlerinde yorgun argın yürürken tesadüfen Renault 12 marka eski makam arabasıyla yanımdan geçerken şöförünü durdurup benim gibi taze bir muhabire “Ersemiz gel otur öne aynı yere gidiyoruz” diyebilen koca yürekli babanızın kanının yerde kalmamasını sağlamak amacındayım. Caddebostan iskele sokakta oturduğumu bilir ve hem beni hem karşıya geçen diğer muhabirleri alırdı arabasına.. Ondan sonra gelenler korumalarla gezip muhabirlerin selamını bile almadılar. Babanız çok özel bir insan ve çok özel bir meslek büyüğümdü. Bence Türk basını babanızın ölümünden sonra hızlıca bitti.. Sizden tekrar tekrar özür diliyorum. Kamil Başaran yanımda vuruldu Sami Başaran abimin cansız bedenin fotoğraflarını gece birlikte olduktan altı saat sonra ben çektim Metin Göktepe’yi polisler tarafından katledildiği yerin yakınına sabah ne yazıkki ben bıraktım Hürriyet’in arabasıyla. Ne yazıkki bir çok basın şehidi verdik. Bir çok acı yaşadık tek amacım hiç birisinin kanını yerde kalmaması bir çok yazımda da belirttiğim gibi geçmişte yaşanan faili meçhul olayların dosyalarını yeniden açılarak incelenmesi ve hiçbir şehidimizin kanını yerde kalmaması.. Çetin Emeç bu şehitlerin en başında geliyor. “Uyarınız ” Üzerine yazı mı değiştirebilirim ancak hatamın bu yanlış bilgimin herkes tarafından görülmesi için yazıyı aynı tutuyorum ancak yanına not düşerek yorumlar kısmında sizin cevabınızın da okunmasını arkadaşlarımdan rica ediyorum. Saygılarımla.

Babanızı ve sizleri tanımış olmak benim için büyük onurdur. 🙏

Burak Ersemiz

—�—�—�

O MEŞUM GÜN, TÜRK BASINI DA ÖLDÜRÜLDÜ… NE DEMEK İSTEDİĞİMİ ANLAMAK İÇİN GAZETELERE BAKIN YETER..!

Mehmet Ali Yula

—�—�-

arkaguverte.com editörünün NOT’u:

Mehveş Emeç yukarıda bomba bir açıklama yaptı Çetin Emeç’in son yazısının kayıp olduğunu açıkladı.

Oyda herkes son yazısının “Manzara” başlıklı yazısı olduğunu sanıyordu.

Burada önemli olan “Katillerin ortak” noktası. Burak Ersemiz bu yazıyla bunu işaret ediyor. Yazıda ufak tefek “yanlış hatırlamalar” olabilir. Önemli olan katillerin “Aslında KİM” olduğu.. Ve Gaffar Okkan’ın nerdeyse hepsini çözme noktasında olduğu…

Gaffar Okkan da onun için öldürükdü.

Tetikcikerin KİM olduğu değil, “tetiği KİMLERİN” çektirdiğiydi önemli olan..

Ve Gaffar Okkan onlar için “Ajanlar Ordusu” diyordu..

Açıklayacığı gün öldürüldü…

Ve malum “cemaat” o cinayetlerden sonra devlet içinde çık daha hızlı yayıldı, örgütlendi..

Son aşamaları da, orduda kendilerine “Yol vermeyen” subaylar ile üniversitelerdeki profesörlerdi.. Onları da ekarte ederek amaçlarına yürüdüler. Sonrası hepimizin malumudur…

Çetin Emeç

 

YORUMLAR

WORDPRESS: 0