Sahi ne güzel abimizdin sen, mahallemizin en deli, delikanlı, en sürgün abisi.. Ustam, Cem Karaca..

Sahi ne güzel abimizdin sen, mahallemizin en deli, delikanlı, en sürgün abisi…

Ustam, Cem Karaca…

Hatırlarsınız; Meyve veren ağaçların baltalanmayıp, sadece taşlandığı yıllardı.

1978 de tanıdım Cem Karaca’yı,
Ve aynı yıl tanıdım, Tarık Akan’ı Aziz Nesin’i Tercanlı Daimi’yi, Neşet Ertaş’ı

Ve 79 da Yaşar Kemal’i Oktay Akbal’ı nice nicelerini… Bir Âşık Veysel’i tanıyamadım, benim doğduğum sene o ebediyette ulaşmış, yıllar sonra sazıyla tanıştım, sazı satın aldım, hala saklarım.

Annem yetimhane annesiydi, o evde yokken babamla evden kaçar, dönemin devrimciler “ tcdd lokali“ kahvesinde, eski halkevinde bu ustalarla uzun uzun, sohbetler ederdik… Baba oğul vatanseverdik, vatanı bir siyasi kutuplaşma altında bırakıp, daha uzak diyarlara kaçmaya, vicdanımız elvermiyordu. Oysa yakınlarımızın yarısı bizleri bırakıp…

Erol Taş’ı 80 de tanıdım, Kenan Pars’ı, Balıkçı Sarkis abiyi, güzeller güzeli eftelya hanımı 77 de, ilk şiirimi ona yazmıştım, bana verecek ödülleri yoktu, bir domuz kumbarası verdiler. Ve bizler erdemli Müslümanlardık, bu ödülün altında ideolojik bir yaklaşım aramadık.

Deli Murad’ı dünya tanırdı, ben 81 de tanıdım… Mahallemizin doktoru, sünnetçisi, zangoçu bay kirkor’u 77 de, beni de sünnet ettiğinde… 83 de azınlık Hrant Dink’i tanıdım. Sonrasında; onu hep beraberce kaybettik.

Yaşadıkları mahalleler duyarlı insanlara çok şey katar,
İsyan etmeyi örneğin, örneğin haksızlık karşısında susmamayı, korkakça sinmemeyi katar.
Ben bu yönden çok şanslıydım, şanslıydım zira Bakırköy gibi çok sesli, çok renkli bir mahallede büyüdüm. Çocukluğumda haşarı itin biriydim, ilk gençliğimde siyasi eylemlerde, sonrası gençliğim ve orta yaşlılığımsa cezaevlerinde, savcılık koridorlarında… Mamafih; Toto teyzenin, menekşe ablanın dualarında; Çevremizdeki tüm fakir fukaranın gaz ocaklarında, kursaklarında geçti.

Bakırköy’de sanatı tanıdım, azınlıkları, o sanatçıların yokluklarını, kimi zaman o azınlıkların açlıklarını, kimi zaman bir ipin ucunda sallandıklarını gördüm. Mücevherden köseleye ustalıklarını tanıdım. Ozanları, sadece iki satırda kitaplar yazanı, tek dörtlükle tüm inançları, yerle bir edenleri gördüm.
Sanırım, yazım alanında gözü kara biri olmamın, bunda çok etkisi var.

Çok senaryo yazmış, hiç film çekememiş ölü ozanlarla,
Çok eserlere imza atmış, Nobeller kazanmış ustalarla; çok erken yaşta tanıştım.
Çok konuşup, boş konuşup, sürekli akıl veren yitik hayatlıları,
Elindeki senaryosuyla, kaldırımda yatanları, günden güne kendi bokuna batanları, ölmeden leş kokanları, erken yaşta tanıdım. İşte bu yüzdendir hayatıma herkesi almamam, boş insanlardan uzak kalmam.

Elmas terazisidir kalbim, daralarını adaletten, gövdesini tunçtan, kanatlarını Anka’dan emanet aldığım.

Hayatı çok erken tanıdım,
Bizim ki gibi mahallelere özgüdür, toplumsal acıyla, dramla, aşkla, sürgünle erken yaşta tanışmak.
Çikobom fabrikası önünde Adile Naşit’le Sümerbank önünde Münir Özkul’la, Tüpgaz kuyruklarında yaşar kemalle aynı anda sıra beklemek, bizlere özgüdür.

Ve bizlere özgüdür, ağır cezanın bahçesine giren katar katar ringleri izlemek, ring içerisindeki siyasi mahkûmlara sağcı – solcu ayrımı yapmadan; Beyza dönercisinden veresiye alınmış yarım ekmek arası, tam özgürlük anılarını tattırmak. Lavaş arasında kuru çökelek, taze nane yeşil soğanlı dürümleri, ağır cezanın mazgallarından, az önce işkenceden çıkmış mahkûmlara uzatmak…
Cem abileri sürgüne, Tarık abileri hücrelere, avukat adayı dileği, mimar emreyi, işçi arifi, Mustafa’yı metrise yolculamak, arkalarından sabır dilemek, özetle erken büyümek, bizlere özgüdür.

İşte bu yüzden sağcısı, solcusu, Ermeni’si – Müslümanı yoktur kalbimin… İnsanı vardır, sadece insanı.

Nihayetinde;
Bugün günlerden #CemKaraca…Söyleyecek sözleri derin olanlar, işte öylesine derinden seslenirler! Diyen bir koca ozanın, en derin dizesinde, bugün sürçü lisan mevzusunun, bir tık ilerisindeyim.

Mahallemizin en siyasi sesi, özgür söylemi, özlemi ve en sürgünü…

Onu İlk 79 da tanıdım, sonrasında 88 de yeniden… 88 den sonra her gün yeniden, yeniden tanıdım. Kimi zaman basad’da, kimi zaman mimarlar odasında, sahildeki züğürt kayalıklarda, bazen beş parasız dönülen; bir üzgün konser sonrasında, mamafih, her defasında yarım kasa bira eşliğinde… Onun gibi olabilme istediğinde!

Yorumculuk ve ozanlık kalitesine, insan olma erdemini sığdırabilmiş, mütevazı kalbini yokluklarla terbiye edebilmiş, özetle hayalindeki halk devrimini gerçekleştirmiş, tüm sevdiklerini aynı bayrak altında toplayabilmiş çok özel biriydi… Mahallemizin abisi, gençlik yıllarımızın tamirci çırağıydı.
Bir dünya vatandaşıydı, heybesi sırtında, aklı, aklıselimin bir adım ötesindeydi… Lütfen nerede yıldızlar altında bir ceviz ağacı görürseniz, o tamirci çırağı için…
………
Manasız bir dilek oldu sanırım? Bilirim ki; bu toplum hiç bir zaman bilge ozanlarını, bu toplum, sadece taşlanan meyve ağaçlarını unutacak kadar…

Kalbimden kalplerinize;
Sevgilerimle…
Murat Ceylan 
Serserice Bir Eylemdi Yaşamım…

 

Bunları da beğenebilirsin