Troya Eserleri hazinesi Çanakkale’den nasıl çalındı..

Troya Eserleri hazinesi Çanakkale’den nasıl çalındı..

Troya Eserleri (okumanızı ve ulaştırabildiğiniz kadar insana ulaştırmanızı rica ediyorum.)
Çok değerli olan bu eserler, Çanakkale’de bulunan Troya antik kentinden çıkarılmıştır.
Bu eserler Heinrich Schliemann tarafindan gün yüzüne çıkarılıp, çalınmıştır. Schliemann, Almanya’da, henüz sekiz yaşındayken, bir papaz olan babasının hediye ettiği küçük bir kitapla başlar.
Bu küçük kitap Homeros’un ünlü İlyada’sıdır.
Kitaptan oldukça fazlasıyla etkilenen Schliemann, kitabın içindeki bir resimden belki de hayatını değiştirecek kadar etkilenmiştir.
Resimde alevler içinde kalmış Troya şehrinin kalın surları vardır.
O yıl, babasının ona hediye ettiği bu küçük kitabı hiç elinden düşürmeyen Schliemann, o yaşta bile babasına “bu kalın surların kolay kolay yıkılamayacağını” söyledi.
Oysa elindeki kitapta bu efsanevi şehrin yok olup gittiği yazıyordu. İşte tam da o gün, bir gün gelip de büyüdüğünde, kitapta anlatılan o efsanevi şehri bulmayı kafasına koymuştu.
Schliemann çok zeki ve bir çok dil biliyordu.
Bunun için Latince ve Yunanca öğrenmişti.
Hatta evlendiği eşinin bile Yunan ve aynı zamanda İlyada hayranı olmasını istiyordu.
Bunun üzerine Sophia Engastromenos ile evlendi.
Tüm tutkusunu ve Troya’yı bulmak adına içindeki herşeyi karısıyla paylaştı. Kendisi gibi bir İlyada hayranı olan karısı da artık o günden sonra hayatının sonuna kadar Schliemann’a eşlik edecekti.
Uzun araştırmalar sonucunda Troya’nın Çanakkale Boğazı’nın (Hellespont) güneyinde yer alan, Hisarlık Tepesi’nde aranması gerektiğine inanmıştı.
1870 yılında eşiyle birlikte Çanakkale’ye geldi. Servetini ve bu sayede kazandığı gücü, kazı için kullandı.
Osmanlı’dan kazı için bütün izinleri aldı.
Kazı için himayesine aldığı köylülerle birlikte çalışmalara başladı.
Daha kazının ilk günlerinde, kale duvarın altında kazı yaparken sert bir cisimle karşılaşırlar.
Biraz toprağı eşelerler.
Altını gören Schliemann ve eşi büyük heyecana kapılır. Bunun üzerine köylülere o gün Sophia’nın doğum günü olduğunu söyleyip bugün kazı yapmayacaklarını söylediler ve gece olur olmaz kazıya kendileri devam ettiler. O gece neler çıktı neler?
Gümüş vazolar, altın kupalar, altın kolye ve küpeler, altın taçlar, kılıçlar ve kalkanlar.
Değerli madenlerden ve çoğunlukla altından yapılmış 9000’in üzerinde parça. Karı koca o geceyi heyecan içinde ve hiç uyumadan geçirdi.
Büyük bir hırsla Troya’ya ulaşmak için kazıya devamı ederler. Bu hırs kente büyük zararlar verir.
Daha kötüsü ise Schliemann’ın Troya’ya ulaşmak adına, üstteki birçok değerli arkeolojik katmanı yok etmesi ve birçok değerli eser ve yapıta geri dönülemeyecek zararlar vermesidir.
Hisarlık tepesi ve değeri ölçülemeyecek birçok arkeolojik katman, kazı alanında Schliemann’ın hırsının kurbanı olmuştu.
Schliemann defineye ulaşmak adına üstteki tüm katmanları yerle bir etmişti. Bugün kazı alanında “Schliemann yarığı” adını verdikleri çukur halen görünmektedir.
Schliemann, kazıdan çıkardığı 9000 bin parçalık eseri yurtdışına kaçırdı. Daha vahimi Osmanlı hükümeti kazı esnasında ve sonrasında hiç bir denetimde bulunmamıştır.
Schliemann eserleri üç kez gelip giderek götürmüştür.
Değerli bu takıların yurtdışına kaçırılışında karısı Sophia’nın da faal rol oynadığı bilinmektedir ki; birçok eser Sophia’nın eteklerinin altında yurtdışına doğru yolculuk etmiştir.
Hatta hazine ile donattığı Sophia’nın fotoğraflarını çeker.İş işten geçtikten sonra Osmanlı hükümeti soruşturma açar ve hazineyi geri ister.
Osmanlı hükümeti Schliemann’dan davacı oldu.
Fakat pek tabii ki Schliemann hazineyi iade etmeyi reddetti. Bunun yanında Schliemann, Osmanlı hükümetine elli bin Frank ödemeyi teklif etti ve Osmanlı ellli bin Frank’ı kabul ederek bu değerli tarih hazinesini elli bin Frank’a satmış oldu.
Başta bir milyon Frank isteyen Osmanlı, sonradan elli bin Frank’a fit oldu.
İşin en garip ve trajik kısmı ise Schliemann’ın teklifi kabul edildikten sonra Osmanlı hükümetinin kendisine birkez daha kazı izni vermesidir.
Sonrası?
Sonrası yine aynı.
Schliemann toprak altında kalan hazinenin diğer parçalarını da çıkarıp onları da yurt dışına kaçırdı.
Sonrası? Sonrası, Anadolu’nun bağrından sökülüp çıkarılan bu değerli tarih hazinesi 2. dünya savaşında kaybolur.
Hakkında birçok söylenti çıkar ve hazine sırra kadem basar.
Derken, Moskova Puşkin müzesinde ve St Petersburg müzesinde tam tamına 860 parçayla tekrar gün yüzüne çıkar.
Anlaşılan, kalan birçok parça Avrupalılarca yağma edilmiş, kalanlar ise 2. dünya savaşında Rusya tarafından Almanya’dan savaş ganimeti olarak alınmıştı.
Schliemann, kendi hatıratında eserleri yurt dışına kaçırmasına gerekçe olarak dönemin Osmanlı memuru Safvet Paşayı göstermiştir.
Schliemann der ki “değerli bulduğum her şeyi, bilim adına kendime sakladım, medeni dünyanın bunu anlayacağına eminim”.
Buraya kadar her şey belirli çerçeveler dahilinde kabul edilebilir görünse de, Schliemann’ın bilim adına toprak altından çıkardığı ve alıkoyduğu bu tarih mirasını Avrupa’da satmaya çalıştığı fakat devam eden soruşturma ve mahkemeler yüzünden bunu başaramadığı da bilinmektedir.
Ve başından geçen bunca zamandan sonra, Troya hazinesine ait sadece 24 parçanın yurda döndürüldüğü haberi geldi.
Hazinenin sadece devede kulak kalan bir bölümü nasıl olduysa vatanına, ait olduğu topraklara tekrar geri döndü.
Büyük bir bölümü halen kayıp ve kayda değer parçalardan oluşan bir diğer kısmı ise Rusya’da Puşkin müzesinde.
Bu eserlerin iadesini istedik ve iade edilmedi.
e… Değerini bilmediğimiz, bilemediğimiz, yeri geldiğinde değer biçemediğimiz ama yeri geldiğinde Osmanlının elli bin Franka sattığı, Anadolumuzun hazineleri bunlar.
Bunlar dediğim devede kulaktır.
Bunlar garip hikayelerdir.
Bunlar en az Schliemann’ın hayatı kadar, Onun tüm hayatını İlyada’ya adaması, tüm servetini bu uğurda harcaması kadar gariptir.
İşin daha da garip tarafı Schliemann’ın bulduğu define sonrası Amerika’ya gidip defineyi satmaya çalışması ve 2 ortağının daha olduğunu, bunlardan birisinin de bir Osmanlı paşası olduğunu söylemesidir.
Biraz daha garibi ise Türkiye Kültür Bakanlığına ait tüm yayınlarda Schliemann’ın, -bir arkeolog olmadığı halde- “arkeolojinin babası” olarak tanımlanmasıdır.
En garip kısım ise Schliemann’ın Troya’yı bulduğunu sanarak ölmesidir. Sonradan yapılan tüm güncel arkeolojik bulgular Schliemann’ın yanıldığını ispatlar nitelikte olsa da Schliemann büyük bir sansasyon yaratarak her şeyi bulduğu definenin garip gölgesinde yok etmiştir…

Nebi Yıkaroğlu’ndan alıntılar yapılmıştır.

Kaynak: Arkeoloji Dünyası

Daha yeni
Daha eski

YORUMLAR

WORDPRESS: 0
DISQUS: 0