Bize “Deli” diye öğretilen Petro’un hiçbir varlığı olmayan bir ülke olan Rusya’yı Avrupa’da söz sahibi yapan kişi olduğunu biliyor muydunuz? Bizimkiler sefahat sürerken herif ağır tonajlı gemi yapmayı öğreniyor. İşte yaptıkları

I. Petro veya Büyük Petro, Rusya’yı 7 Mayıs 1682’den 8 Şubat 1725’teki ölümüne kadar yöneten Rus çarıdır..

Bize “Deli” diye öğretilen Petro’un tahta geçtiğinde hiçbir varlığı olmayan bir ülke olan Rusya’yı Avrupa’da söz sahibi yapan kişi olduğunu biliyor muydunuz? İşte yaptıkları..
Bizimkiler sefahat sürerken, herif ağır tonajlı gemi yapmayı öğreniyor.
Öğrenmek için işçi gibi gemicilikte çalışıyor.

1- Deli Petro 22 yaşında Çar olduğunda ilk yaptığı iş, ilk Rusça gazetenin çıkışını sağlamak oldu.
2- Ardından Avrupa’nın kullandığı Jülyen Takvimine geçilmesi emrini verdi.
3- Kadınların kendi rızaları olmadan evlendirilmesini yasakladı
4- Rus alfabesini geliştirdi.
5- Evrensel kitapları Rusçaya çevirtti. Bunlar arasında Kuran-ı Kerim de var.
6- İlk hastaneyi ve ilk tıp fakültesini kurdurdu.
7- Rus Kilisesinin siyasete müdahalesine son verdi.
8- Avrupa’daki bilimsel gelişmeleri görmek için bu ülkelere gezilere çıktı.
9- Ünlü Alman bilim adamı Leibniz ile dostluk geliştirdi ve Leibniz’in tavsiyesiyle, Saint Petersburg Bilimler Akademisi’ni kurdu.
10- Akademi masrafları gümrük ve liman gelirlerinden karşılandı.
11- Akademiye katılan yabancı bilimcilere üç katı maaş verildi. Böylece Avrupa’nın en önemli bilim adamları Rusya’ya geldi.
12- İlk bilimsel dergiyi çıkarttı.
13- Avrupa’nın en önemli kütüphanelerinden birini kurdurttu.
14- Uzay Gözlem Enstitüsü, Botanik Bahçesi, müze, basımevi, sanat atölyeleri kuruldu.
15- Bunların üye ve başkanları, Akademi’de yapılan oylamayla seçildi. “Deli” Petro hiç müdahale etmedi.
16- Rusya Bilimler Akademisi üyeleri, bugüne kadar 20 Nobel aldı.

Bunlar yaptıklarının özetidir.

Rusya’yı, Avrupa’nın ve dünyanın kaderinde söz sahibi devletlerin arasına soktuğu düşünüldüğünden,
“Büyük” sıfatıyla anılırken, kimi tarihçiler tarafından davranışları sebebiyle Deli Petro olarak anılmaktadır.

Rus İmparatoru Büyük ya da Deli Petro, 1682’de tahta geçti.
Tahta geçtiği sırada Rusya, Avrupa siyasetinde hiçbir ağırlığı olmayan sıradan bir devlet konumundaydı.
Rus modernleşmesi onun reformları ile başladı ve sonraki hükümdarlar tarafından da devam ettirildi.
Büyük Petro Rusya için o kadar önemlidir ki, onun dönemi milletlerin gelişiminde liderlerin oynadığı role örnek olarak gösterildi.

Çocukluğunda Latince, Almanca ve Felemenkçe öğrenen Petro, Avrupa tarihine dair kitaplar okudu ve bu medeniyet hakkındaki bilgisini arttırdı.
Okuduğu kitaplar onun Batı medeniyeti ve modernleşmesine merak duymasını sağladı.

Petro, 1697’de 270 kişilik bir toplulukla kendisini Topçu Petr Mihaylov adıyla gizleyerek Avrupa’ya gitti ve bu yolculukta çok merak ettiği Avrupa medeniyetini keşfetme imkânı buldu.
Amsterdam ve Zaandam tersanelerinde birkaç ay kaldı.
Bir işçi gibi çalışarak Königsberg’de topçuluk, Amsterdam’da marangozluk ve Londra’da gemi inşası eğitimi aldı. Avrupa’da kaldığı sürece gördüğü her şeyi inceledi ve gördükleri hakkında örnek modeller hazırlattı.

Petro’dan önce düzenli bir Rus ordusu yoktu. Rus ordusu, soyluların beslediği askerler, Kazaklar, strelitzler ve ordunun yarısını meydana getiren yabancı paralı askerlerden oluşuyordu.
Bu nedenle askerliği zorunlu hâle getirdi ve Rusya’nın ilk millî ordusu onun zamanında kuruldu.
Böylece paralı askerlere olan ihtiyacın ortadan kalkmasını sağladı.

Petro’nun modernleşme çabasında en büyük pay askeri reformlara ayrıldı.
Çünkü Petro’nun 36 sene süren hükümdarlık yıllarının 23 senesi Türkler ve İsveç ile girdiği uzun savaşlarla geçti ve bu durum onu, öncelikli olarak askeri yapıyı modernleştirmek zorunda bıraktı.

Petro, ateşli silahların kullanılmasını yaygınlaştırdı, askeri eğitime önem verdi. Kara ordusunda ve donanmada ağır silahları kullanacak insanların eğitimi için akademiler kurdu.
Daha önce Rusya’nın Baltık Denizi’nde ve Karadeniz’de limanı olmadığı için donanması da yoktu.
Yine ilk Rus donanmasını da Büyük Petro kurdu ve böylece ülkesinin denizlerde de önemli bir güç olarak boy göstermesini sağladı.
1725’e gelindiğinde Rusya’nın artık 50 savaş gemisi ve 400 kadırgası vardı ve bu, ülkeyi en azından Baltık Denizi’nde söz sahibi yaptı.
Osmanlı İmparatorluğu’ndaki yeniçerilere benzeyen ve yapılacak işleri engelleyen strelitzleri de yine Büyük Petro ortadan kaldırdı.

Petro, ekonomik açıdan da önemli reformlara imza attı.
İktidarının ilk yılları Rusya’nın ekonomik açıdan en geri olduğu döneme rastlayan Büyük Petro, bu durumu düzeltmek için geniş çaplı bir reform hareketi başlattı.
Kentlerin gelişmesini sağlamak için tüccar ve zanaatkârlara kendi belediyelerini kurma imkânı sağladı.
Lonca sistemini geliştirdi, sanayinin gelişmesine ve millileşmesine çalıştı.
Rusya’da sanayi fazla gelişmemişti ve olanlar da yabancılar tarafından işletiliyordu.
Bu nedenle Petro, en önemli sanayi sektörlerini devlet tekeline aldı.
Sübvansiyonlarla yeni sektörlerin doğmasını sağladı.

Tahta çıktığında Rusya’da üretilen mal çeşidi 21 iken öldüğünde bu sayı 200’e çıkmıştı. 
Ülkesinin dış ticaret hacmini yedi kat arttırdı, toprak mülkiyetini yeniden düzenledi ve serflerin sanayi işlerinde çalışmalarını sağladı.
Rus takvimini Avrupa’nın kullandığı takvime uygun hale getirdi.
Slav alfabesini modernleştirdi.
İlk Rus gazetesi Vedemosti’yi yayınlattı.
1724’te Petersburg Bilim ve Sanat Akademisi’ni kurdu.
Eğitim sistemini laikleştirdi, Avrupa’ya çok sayıda öğrenci göndererek soylular dışındaki toplumsal tabakalara eğitim imkânı sağladı.
Batı dillerinde yayımlanan kitapları Rusça’ya çevirtti.

Petro’nun bir diğer önemli reformu din alanındaydı.
Reformları önündeki en büyük engellerden biri olarak gördüğü Ortodoks Kilisesi’ni bir devlet dairesi statüsüne sokan Petro, kilisenin elindeki mali gücü kısıtladı.
Küçük manastırlar kapattı; büyük manastırları ise ağır vergi yüklerine tâbii kıldı.
Ancak bunları yaparken dünyadaki bütün Ortodoksları Rus Ortodoks Kilisesi’ne bağlamaya ve böylece onların liderliğini kazanmaya da gayret etti.

Moskova’nın yerini alacak Petersburg kentini kuran isim de Büyük Petro’ydu.
Bütün bunları yaparak Rusya’yı kapalı bir yapıdan kurtarıp,
Avrupa’nın büyük güçleri arasına sokan Büyük Petro, Rusya’nın kaderini değiştiren adam olarak tarihe geçti…

 

Hayatı

Çar I. Aleksey’in ikinci eşi Natalya Narişkina’dan olan oğludur.
1682’de, zayıf ve hastalıklı üvey ağabeyi V. İvan’la birlikte tahta çıktı. Taht naipliğine üvey ablası Sofia Alekseyevna atandı; Sofia’nın aşığı başdanışman Vasili Vasilyeviç Golitsın’in ülkenin yönetiminde etkindi.

Petro, bu dönemde annesiyle birlikte Moskova’nın dışındaki “Alman mahallesinde” yaşadı. Rusya’ya gelen Avrupalılar’la yakınlık kurarak uygarlıkları hakkında bilgi sahibi oldu.
Burada Avrupalı askerlerden topçuluk ve istihkam eğitimi aldı. 14 yaşından itibaren gemilere büyük ilgi duydu. 1689’da annesinin zoruyla Eudoxia Lapoukine ile evlendi; ertesi yıl Alexis adında bir oğlu oldu.
Son derece muhafazakar bir aileden gelen eşi ile hiç uyuşamadı.

Petro 17 yaşında bir saray darbesiyle yönetimi ablasının ve Golitsın’in elinden aldı. 1694’te annesinin ölümü ile ülke yönetiminin tek hakimi oldu. Tahtı Ivan’la paylaşmayı sürdürüyordu ancak devlet işlerinde Ivan’ın hiçbir rolü yoktu. 1696’da Ivan’ın ölümü ile tahtın tek sahibi oldu.

Azak Kalesi’nin alınması

Devletini genişletmeyi, dünya hakimiyetini ele geçirmeyi düşleyen Petro, bu amaçlarına ulaşmak için ticareti geliştirmenin önemini kavramıştı.
Ancak Rusya kuzeyinde buzlarla kaplı denizler, güneyinde Osmanlı Devleti denetimi altındaki Karadeniz arasında sıkışmış bir ülke konumunda idi, ticarete uygun limanları yoktu.
Petro, ticaret için sıcak denizlere inme gereğini fark eden ilk kişi oldu.
Petro’nun sıcak denizlere inme planını gerçekleştirmek için ilk girişimi Azak Kalesi’nin kuşatılması idi. 1695 yılında ani bir baskınla Azak Kalesi’ni almayı denedi ancak deniz kuvvetlerinden yoksun Rus ordusu 96 günlük bir kuşatmadan sonra çekilmek zorunda kaldı.
Bu başarısızlık üzerine Petro 1695-1696 kışında Don nehri kıyısındaki Voronej’de bir nehir donanması oluşturdu; kaleyi karadan ve denizden 31.000 asker ve 170 topla kuşatarak 6 Ağustos 1696 tarihinde teslim aldı.
Asıl amacı Karadeniz’e ve ardından Boğazlara kadar gidebilmekti.
Bu amacından hiç vazgeçmemiş ve bu politika kendisinden sonra da sürdürülmüştür.

Avrupa seyahati

Azak Kalesi kuşatması, Çar I. Petro’ya donanmaya ve düzenli bir orduya sahip olmanın önemini göstermişti.
Bu amaçla ülkeye yabancı uzmanlar davet etmek yerine soylu ailelerden seçilen gençlerin eğitim için İngiltere, İtalya ve Hollanda’ya gönderilmesini emretti.
Avrupa’nın başarısının hangi koşullar altında geliştiği ve mümkün hale geldiğini öğrenmek; Avrupa’daki ilerlemeyi Rusya’ya taşımak istiyordu.
Kendisi de denizcilik eğitimi için 1697’de kimliğini gizleyerek yurtdışına çıktı.
Sırasıyla Almanya, Hollanda ve İngiltere’ye gitti. Marangozluk, tıp, gemi yapımcılığı üzerinde çalıştı.
Bir yandan da Osmanlılar’a karşı Avrupa’daki müttefik arayışı içindeydi ancak bu arayışı sonuçsuz kaldı.

Venedik’e gitmeyi planlarken Moskova’da çıkan Streltsy ayaklanması nedeniyle Rusya’ya döndü.
Kendisini devirerek Sofiya’yı yeniden naibeliğe getirmek isteyen streltsıy’ı dağıttı.
Yüzlerce askeri idam ya da sürgün ettirdi.

Avrupa seyahatinin sonunda kimi Avrupa adetlerinin Rus adetlerinden üstün olduğuna kanaat getiren Petro, tüm saraylıların ve memurların sakallarını kesmesini; batılı giysiler giymelerini istedi.
Bu durum sakalını kesmeyen Rus aristokrasisi içinde büyük sıkıntı doğurunca boyarlara yıllık 100 ruble sakal vergisi karşılığında müsamaha gösterildi.
Böylece sakal tıraşı Rus modernleşmesinin simgelerinden biri haline geldi.
Yeni yıl kutlamalarını 1 Eylül’den 1 Ocak’a aldı.
Geleneksel Rus takvimi yerine Protestan takvimini kabul etti.

Petro hiç anlaşamadığı eşi Eudoxia Lapoukine’den bu seyahatten döndükten sonra 1698’de boşandı ve onu bir manastıra kapanmaya zorladı.

İstanbul Anlaşması

İsveç ile savaş

Petro, Osmanlı İmparatorluğu ile ateşkes imzaladıktan sonra Baltık Denizi kıyılarına ulaşmak hedefine yöneldi. 1701’in şubat ayının sonuna doğru Biržai’de II. Augustus ile tanıştı. Prusya, Danimarka-Norveç ve Lehistan bir araya gelip Kuzey İttifakı’nı kurarak İsveç’e savaş açtı.

Rusya’nın ilk saldırısı 1700 yılında Narva Savaşı’nda eğitimsiz askerler dolayısıyla felaketle sonuçlandı. Savaş sırasında XII. Karl’ın orduları sisli kar fırtınasını kendi avantajlarına kullandılar.

Petro, Narva’daki yenilgiden sonra ordusunu yeniden organize etmekle ve Avrupa şehirlerine benzer yeni bir şehir (Sankt Petersburg) kurmakla uğraştı. İsveç ile savaşı Polonya ve Litvanyalılar sürdürüyordu.

1708’de İsveç gözünü yeniden Rusya’ya çevirdi ve saldırıya geçti. 28 Eylül 1708’de gerçekleşen Lesnaya Savaşı, Büyük Kuzey Savaşı’nın kaderini belirledi.
Yenilen İsveç Kralı Demirbaş Karl, Moskova’ya saldırıdan vazgeçip güneye hareket etti; Ukrayna’da iaşe sorununu giderdikten sonra tekrar Moskova’ya yürüdü ve büyük stratejik öneme sahip Poltova Kalesi’ni 1709 Mayıs’ında kuşattı.
Petro, İsveç kralını Poltova Muharebesi’nde yendi.
İsveç kralı yaralı olarak maiyetiyle birlikte Osmanlı toprakları yakınındaki Bender Kalesi’ne sığındı.

Osmanlı Devleti ile savaş

İsveç Kralı’nı takip eden Rus ordusunun Osmanlı sınırını geçerek tahribatta bulunması ile başlayan gelişmeler, İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ın Bender Kalesi’nden İstanbul’a gönderdiği yardım dileyen mektuplarının da etkisi ile Osmanlılar’ın Rusya’ya savaş ilanına kadar vardı.
Vezîriâzam Baltacı Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Petro’nun ordusunu 19 Temmuz 1711’de Prut Nehri kıyısında kuşattı.
Rus ordugâhında büyük bir ümitsizlik hüküm sürmeye başladı.
Teslim olunması fikrini onaylayan Petro, esir düşmesi halinde kendisini hükümdar olarak tanımamalarına dair senatoya hitaben bir emirnâme hazırladı.

Ruslar’ın görüşme talebi, saldırı hazırlığındaki Baltacı Mehmed Paşa’nın yeniçerilere güvenmemesi nedeniyle kabul edildi ve görüşmeler beklenmedik bir seyir takip ederek 24 saat içinde sonuçlandı.
21 Temmuz’da imzalanan Prut Antlaşması’nı Petro 22 Temmuz’da tasdik etti.
Rus ordusu serbest bırakıldı.
Anlaşma sonucunda Azak tekrar Osmanlılara geçmiş ve Çar Deli Petro’nun Karadeniz’e açılma emelleri bir süre ertelenmiştir.

Katerina ile evlilik

Petro, 1712’de Ekaterina Aleksiyevna ile evlendi. Asıl adı Marta Elena Skavronska olan yeni eşi, 1703’te Çardan bir çocuk dünyaya getirdikten sonra Ortodoks olup adını değiştirmişti.
Petro’nun bu evlilikten on bir çocuğu dünyaya geldi ancak içlerinden sadece Anna ve Yelizaveta adlı iki kızı yaşadı.

St.Petersburg’un başkent oluşu

Çar Deli Petro, Avrupa şehirlerine benzeyen yeni bir şehri sıfırdan başlayarak inşa etme çabasını 1703’ten beri sürdürüyordu. Şehri, 1703’te Büyük Kuzey Savaşı sırasında İsveç’ten aldığı Neva Nehri deltasında kurmaya karar vererek Aziz Petro ve Pavel Kalesi’nin temelini 16 Mayıs 1703 günü atmıştı.
10 yıl boyunca Neva Nehri deltasında büyük bir bataklık alan ıslah edildi.
Yeni şehrin ilk yapısı olan Aziz Petro ve Pavel Kilisesi’nden sonra birçok bina Amsterdam’da olduğu gibi çamura gömülmüş direkler ve tahtalar ile kuvvetlendirilmiş temeller üstüne yapıldı.
Rusya’nın ağaç mimarisinden farklı olarak Avrupa’dan getirttiği mimarlara şehrin planlarını, kanalizasyonunu ve binaların dağılımını çizdirdi. Fransa’daki Versailles Sarayı ile boy ölçüşecek derecede ihtişamlı bir kışlık saray (bugünkü Hermitage Müzesi) ile çizimlerini bizzat kendisinin yaptığı bir yazlık saray inşa ettirdi. Petersburg, 1712’de başkent ilan edildi.

Edirne Antlaşması

Petro, Prut Antlaşması’nı imzaladıktan sonra anlaşma hükümlerini yerine getirmemişti.
Osmanlı Devleti, anlaşma hükümlerinin yerine getirilmesi için Rusya’ya iki defa daha savaş ilân etti.
Osmanlı padişahı III. Ahmet’in sefer kararı alarak İstanbul’dan Edirne’ye hareket etmesi üzerine Petro kaygıya kapılarak bir özür mektubu gönderdi ve hemen görüşmelere başlanmasını diledi.
Edirne’de yapılan görüşmelerin sonunda 24 Haziran 1713’te imzalanan Edirne Antlaşması ile iki taraf arasındaki anlaşmazlıklara geçici olarak ara verildi.

Kuzey Savaşı

Petro, Edirne Antlaşması’ndan sonra yeniden tüm çabasını Kuzey Savaşı üzerine yoğunlaştırdı. Türk topraklarında beş yıl kalan İsveç kralı XII. Karl 1714’ te memleketine dönmüştü. Petro, o yıl denizlerdeki ilk büyük zaferini (Gangut Savaşı) kazandı. Bu arada Avrupa’ya geziler yaparak çeşitli başarılar elde etti.
Ünlü bilim adamı Herman Boerhaave’yi görmek için 1716-1717 yıllarında Hollanda’yı ziyaret etti.
Sonra Fransa’yı ziyaret etti.
Prusya Krallığı ve Brunswick-Lüneburg Seçmenleri’nin desteğini aldı. Demirbaş Karl hala savaşı sürdürüyor, pes etmeyi reddediyordu. Ancak 1718’de gerçekleşen ölümünün ardında barış mümkün olabildi. Nystad Barış Antlaşması imzalandı ama halen süren gerginlik yüzünden ancak 1720’de imzalanabildi.
Bu anlaşmadan dolayı senato Petro’ya “Büyük” ve “İmparator” sanlarını verdi.

İran Seferi

Orta Asya, Hazar ve Sibirya bölgelerine araştırma grupları gönderen Petro, 1722’de İran’ın zayıflığından faydalanarak Hazar bölgesine işgale başladı. Hazar Denizi’nin batı ve güney kıyılarını askeri yardım karşılığı İran’dan aldı. Bu sefer sırasında sağlığı bozuldu.

Ölümü

8 Şubat 1725’te hayatını kaybetti. Peter ve Paul Katedrali’ne defnedilmiştir.

Kişiliği

‘Büyük Petro’ olarak bilinen Rus hükümdar, Rönesans ve Reform döneminde yaptığı incelemeler ve deneyler sayesinde Rusya’nın Avrupa’nın gerisinde kalmasını önlemiştir.
Daha çok sıcak denizlere inme planlarından dolayı denizcilik ve gemicilikle ilgili incelemeler yapan Petro, şanından öte bir gemide en alt rütbede çalışarak ilginç kişiliğini ön plana çıkarmıştır.
Osmanlılar bu yüzden Petroya ‘Deli Petro’ lakabını takmıştır fakat söz konusu Prut Savaşı’nda Osmanlı’nın karşısına büyük ve dayanıklı gemilerle gelince Deli Petro’nun adı Büyük Petro olarak anılmaya başlanmıştır.

“Deli” diye bilinen Rus Çarı Petro Romanov – Petro
Bunları da beğenebilirsin