BİM’de Stanley savaşları.. Hem dünya gezgini gazeteci Asım Güneş’in hem de Ekşi sözlük yazarı Pav’ın kaleminden

Dünya gezgini ünlü gazeteci Asım Güneş’in kendisinin marketten termos alma hikayesinin  yazdı. Asım Güneş, kendi hikayesinin anlatırken, Ekşi Sözlük yazarının efsane anlatımına da yer verdi..
Gerçekten de Ekşi sözlük yazarının başından geçenleri anlatım tarzı okuyan herkesten tam puan aldı.

BİM’de Stanley savaşları. 
Hahaha aşağıda anlatılan hikayeyi yaşayan sadece ben miyim diye düşünüyordum? Valla çok benzerini anlatmış ekşi sözlük yazarı. Benim hikaye ise şöyle bitti. Boyları kısa olduğu için rafın üzerindeki termosu fark edemeyen teyzeler benim ellerimde parlayan Stanley’i fark edince “Ama ben 8’den beri bekliyordum” diye ağlaştılar.
Büyük mücadeleden zaferle çıkmanın verdiği keyifle kasaya doğru yürürken, geride kalanların bana sarmaması için “Aaaa insanlar sabahtan beri bekliyor. Sadece bir tane gönderilir mi? Valla çok ayıp” diye söylene söylene, dudağımın kenarında sinsi bir gülümseme ile uzaklaştım ))

Pav adlı ekşi sözlük yazarının efsane anlatımı şöyle: 

“Böyle bir saçmalık olabilir mi ya?” dedi ve çaresizce uzaklaştı genç kadın.

Şu hayatta fırsatlar asla bitmiyor sevgili arkadaşlar. İki üç senedir benim de radarımdaydı stanley termos. Ne dağcıyım ne kampcıyım ama yazın arabada giderken yarım saat sonra şofben suyuna dönen pet şişe sularından sonra “olsaydı da soğuk soğuk içseydik suyumuzu” dediğimiz bir ürün bu termos. Bir de ürünün en kralını üreten ve fazla da bilineni olmayan markaları severim. İsviçre çakısı üreten victorinox gibi. Roll-on konusunda deotak gibi. Bambu çorap deyince Dündar çorap gibi.

Termosa dönecek olursak. O zamanlar Amazon’dan almaya niyetlenmiştim. Vergisiyle falan da ucuza gelecekti ama indirimi kaçırmıştım. Sonra n11’de bu termosun ithalatçısı kutupayısı mağazasının indirimi olmuştu. Onda da “alsam mı almasam mı” diye çok uzun düşününce “termos ne la” noktasına gelmiştim. Anlamını kaybetmişti çok fazla düşününce. Şimdi anlıyorum ki nasip değilmiş meğer. Her şeyin zamanı varmış.

Dün sabah ofise gelip gazetemi açtığımda iki tam sayfayı kaplayan bim haberler reklamında hemen dikkatimi çekti stanley termos. Üstelik 149 lira. “Allah Allah” dedim, bu “kadar ucuz olması enteresan.” Çakma falan olmasın diye işkillensem de koskoca bim’in böyle pespayelik yapmayacağı aşikardı. İyi dedim yarın sabah işe gitmeden uğrar alırım.

Bu sabah itibariyle sabah 08:48 sularında bim mağazasının önüne geldim. Gece çiselemiş yağmurun taze serinliğiyle, gökyüzündeki berrak mavilikle dolu güzel bir sabahtı bu sabah. Kapı önünde iki üç teyze vardı. “Az kenarda dikileyim de beklemeye başlayım” dedim. Dakikalar ilerledikçe kapı önünde yığılmalar başladı.
Her tabakadan insan teker teker geliyorlardı. Kendimce gelenlerin ne için geldiklerini tahmin etmeye başlamıştım. Transporter’dan inip hızlı adımlarla yaklaşan pos bıyıklı amca belli ki torununa römorklu traktör alacaktı.
Cüzdanını kalp hizasında kavrayan bu teyze de kızına blender alıp sürpriz patlatacaktı.
Kapının en önünde duran gözlüklü ve orta yaşlı genç bayan ise yoga derslerinde giymelik comfort family taytına sahip olmak için sabırsızlanıyordu.
Derken sırt çantalı, northface ceketli bir delikanlı belirdi. “aha” dedim, “kampçı geldi. termosta rekabet var”. Az ötede gözlem yapmaktan ve gelenleri süzmekten amaçsız bi profil çizdiğimi fark ettim. Simbat mebrum hurma alıcısı içine kapanık ilahiyat öğrencisi gibi dikilmenin şu esnada bana faydası olmayacaktı. “Ben de aslında erken gelmiştim” der gibi vücudumu kapıya doğru çevirip kalabalığın önüne doğru atıldım. Hepimiz dikilmiş kapıya bakıyorduk. Umut doluyduk her birimiz.

Derken kapı açıldı. Heyecandan tam hatırlamıyorum ama sanırım ya beşinci yada altıncı giren bendim. Önden girenler market arabaları koyulan bölmeden çömelip çömelip daldılar içeriye. Hep beraber orta bölmedeki makarna reyonunu dolanırız zannediyordum. Centilmenlik yokmuş meğer. Ben de çömerek adeta uzadım ve yarışa dahil oldum. Tam bu noktada bi karar vermem lazımdı.
Fırsat reyonunun sağına mı geçecektim soluna mı? Çünkü hangi ürün hangi tarafa düşmüş belli olmuyordu. Sol tarafa kaykıldım. Tepegöz misali saniyesinde üç boyutlu taradım fırsat ürünleri yığınını. Termosun gümüş renginden yansıyan bir ışık arıyordum. Ve evet işte oradaydı. İlk kez canlı görüyordum stanley’i. Heybetli görüntüsüyle “al ve uzaklaş” diyordu. Hemen kavradım ve kasaya yöneldim. Arkamda bıraktığım umut dolu kalabalık artık ne istiyorlarsa alabilirlerdi.

“Tebrikler” der gibi gülümsedi kasiyer ve ödemeyi yapmak üzere kartımı çıkarttım. Hemen arkamdan elektrik süpürgesi kolisini omuzlarının üzerinde taşıyan pos bıyıklı amca geldi. Kazananlar ve kaybedenler yavaş yavaş şekilleniyordu. Kimin ne alacağının tahminleri pek tutmamıştı, sürprizlerle doluydu içerisi.

O esnada kapının en önündeki genç bayan canhıraş bir şekilde kasiyere yönelerek “o termostan başka yok mu?” diye sordu.

– maalesef abla.
dedi kasiyer. “bize gelen bu kadar”.

Genç kadın hedefe çok yaklaşmışken kaybedenlere özgü o şaşkın öfke ifadesiyle bi kasiyere, bi bana, bir de bimcell reklam panosuna baktı. Neyse ki güneş gözlüklerim sayesinde gözlerimin içinin güldüğünü fark etmedi.

Dramatik bir sonla, yazımın başlangıcındaki gibi sona erdi hikaye.

Kaynak sayfa:
https://eksisozluk.com/bimin-stanley-termos-verememesi–6004212?p=16&fbclid=IwAR3owD0giZ1igyTAgFZNrcnHjXy7FGigVq_AFB5PDmSDAD31elFFwEWxf2k

Kaynak sayfa 2:
https://eksisozluk.com/biri/pav

Kaynak kişi: Asım Güneş

 

Bunları da beğenebilirsin