Behiç’e bir poz verin!.. Fotoğrafçılık ünü dünyaya yayılan Hürriyet Gazetesi’nin efsane Edirne Büro Şefi Behiç Günalan’ı Cemil Özyıldırım yazdı

Behiç’e bir poz verin!..

Bu yazımızda iftiharla göğsümüzü kabartan, fotoğraf sanatını sanatçı kimliğine oturtan değerli bir gazetecinin, sanat yaşamından söz edeceğiz.
1995 yılında ilk sergisini açan, eserlerini 200’e yakın gösteride fotoğraf severlerle paylaşan, ulusal fotoğraf yarışmalarında kazandığı derecelerin yanı sıra, 80’den fazla sergileme gerçekleştiren, fotoğrafları Eczabaşı yıllıklarında, saygın fotoğraf kataloglarında, kurumsal yayınlarda, poster ve takvimlerde yer alan, son kişisel sergisini ‘’Edirne-Brücke Zum Orient’’ (Edirne- Şark Köprüsü) adı ile Almanya’nın Lörrach kentinde açan, fotoğraf sanatçısı gazeteci Behiç Günalan’ı anlatacağız.
Elbette Günalan’ın başarıları bununla da kalmıyor. Ulusal ve Ulusalar arası yarışmalarda aldığı ödülleri de şöyle sıralamak gerekiyor:

Slovenya’da (Exposed Internatıonal Salon Of Photography- Uluslararası Salon Fotoğrafları) yarışmasında FİAB bronz madalya ve 2 sergileme ödülü, Sırbistan’da hayvan fotoğraflarının sergilendiği uluslar arası salon fotoğrafları yarışmasında (İnternational salon of Photography Animals) 3 sergileme ödülü, Slovenya’da 8.’nci Uluslararası salon yarışmasında (Loka international salon of Photography) 2 sergileme ödülü, Belçika’da Omni Candid 11 Digital fotoğraf yarışmasında sergileme ödülü, Konya il Kültür ve Turizm Müdürlüğünün, Dünya İnançları 6.’ıncı uluslararası fotoğraf yarışmasında FİAP Mansiyon ve 2 sergileme ödülü, Mersin Olba Fotoğraf Derneği 1.’nci uluslararası fotoğraf yarışmasında Türkiye sergileme ödülü.

Bu başarılı sanat yaşamının başlangıç ve devamını, Behiç Günalan şöyle anlatıyor:

‘’Gazetecilik mesleğine 1973’de Erol Simavi’nin Hürriyet Gazetesi grubunda yayınlanan Kelebek Gazetesinde, müzik, sinema ve televizyon muhabiri olarak çalışmaya başladım.
O yıllarda gazetenin sıkı bir ekibi vardı.
Duygu Asena, Erdoğan Sevgin, Aykut Işıklar, Sedat Dizici, Şadan Yolaşan, Yalçın Bingöl, Orhan Atasoy, Fikret Ercan, Tufan Aksoy, önemli gazetecileri idi.
Gazeteciliğe adımımı atmam, fotoğrafla da tanışmamın aslında gizli bir miladıydı.
Fotoğraf, haberin bastonuydu.
Haber, bu bastona tutunarak yürüyordu.
Fotoğrafsız haber, yalnız ve çıplaktı.
Fotoğrafın gücü ve gereğinin farkına varmış bir yeni yetme olarak çok geçmeden ona öykünmeye ve özenmeye başlamıştım.
Tabii deneyimli ve yaşça benden büyük foto muhabirlerin bana çömez muamelesi yapması da etkenlerden biriydi.
Kısaca, fotoğrafın hayatımın uzak kıyılarında yanıp sönen bir deniz feneri gibi karşıma çıkması böyle oldu.
Boynuma astığım ilk Asahi Pentax fotoğraf makinem, gelecekte hayatımın en uzun yolculuğunun, geri dönüşüz bir bileti olmuştu.
Haber bir gazeteci için ekmek kadar kutsanmış bir nimetti.
Bulununca öpüp başa konulduktan sonra, okuyucularla paylaşılmalıydı.
Bu paylaşım içinde bir süre sonra kendimi, Hürriyet’in Erzurum’da büro şefi olarak buldum.
Ardından Bursa Büro Şefliği ve askerlik dönüşünden sonra, meslekte zorunlu bir mola verdim.
Erzurum içimdeki fotoğraf ateşinin ilk kıvılcımlanmaya başladığı yer oldu.
Burada karanlık odaya da merak saldım.
Zorunlu molanın ardından geri dönüşüm, Hürriyet Haber Ajansının gece editörü, İstanbul büro şefliği ve devamında da, halen yerleşik düzende olduğum Edirne’de Büro Şefliği ile gerçekleşti.
Fotoğraf Edirne’de giderek aysbergin görünen tarafı olmaya başladı.
Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği’nin üç dönem başkanlığını yaptım.
Kurucusu ve Başkanı olduğum Trakya Gazeteciler Derneği ile beraber iki başkanlık şapkasını taşıdım. Zamanla haber fotoğrafçılığından, sanatsal fotoğrafa doğru bir kayış başladı.
Almanya, Macaristan ve Bulgaristan’da yurt dışı sergileri açtım. Türkiye’de sekiz kişisel, yüzlerce karma sergide fotoğraflarım yer aldı.
Ulusal ve Uluslararası yarışmalarda çok sayıda ödüller kazandım.
FIAP tarafından verilen EFİAP/b unvanı sahibiyim.
El yordamıyla başladığım fotoğrafta hoca da oldum. Trakya Üniversite’nin başta Güzel Sanatlar Fakültesi olmak üzere çok sayıda fakülte ve yüksekokullarında yirmi yıldan fazla hem fotoğraf, hem meslek dersleri verdim.
Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği’nde atölyelerim var. Atölyelerde fotoğraf projelerini yönetiyorum. Bulgaristan’dan 1989’da zorunlu göçün fotoğraflarından oluşan ‘’Göçün Orta Yeri Hüzün’’ başlıklı bir kitap hazırlayıp yayımladım.
Bu projeye ait bir fotoğraf, yakın zamanda ABD’de Stanford Üniversitesi Yayınevi tarafından yayımlanan ‘’Precarious Hope’’ başlıklı kitabın kapağı oldu.
Ayrıca atölyedeki çalışmalarını Fotoğraflı Yorum, Çat Orada, Çat Burada, Çat Kapı arkasında Süpürge, Sokakta Fotoğrafçılık, İnsan Halleri, Hayatın Renkleri adlı kitaplarda topladım.
Şimdi geriye dönüp baktığımda fotoğraf serüvenimin, benim için bir zaman yolculuğundan ibaret olduğunu düşünüyorum.
Siyah beyaz negatiften renkli negatif karelere, dia pozitiflerden, dijital imajlara kadar her kadraj; benim için zamanın ufuklarına açılan bir pencere oldu.
Bu pencereden, unutulmuş zamanları seyrediyorum. Fotoğraf… Fotoğraf… Fotoğraf…Onunla yaşlandım ve yaşlanmaya devam ediyorum’’

Behiç Günalan, sanat anlayışını tarif ederken ‘’Sanat estetik endişeler taşıyan bir biçim oluşturma eylemidir. İnsanın bir anlatım yolu ve biçimi olan fotoğraf da, sanattır. Sanatın bütün dallarında olduğu gibi, o da gramersiz evrensel ortak bir dildir’’ diyor.
Behiç Günalan’ın işaret ettiği, fotoğrafın evrenselliği incelenirken, Osmanlı dönemine uzanmak gerekiyor. Fotoğraf Osmanlı’da geleneklerin, özellikle de din adamlarının baskısı nedeni ile benimsenip bir gelişme gösteremedi.
Bu konuda verilen fetvada, “Zeyd-i müslimin insan vesair ziruh (canlı) olan hayvan suretlerinin ala-küllihal (her durumda) tasviri şer’an haram olur” uyarısı ile fotoğrafın haram olduğu ilan ediliyordu. Fotoğrafın bulunuşu ilk kez, 28 Ekim 1839 tarihli Takvim-i Vekayi Gazetesi’nin 186. sayısında yayınlandı. 13 Ağustos 1841 tarihli Ceride-i Havadis gazetesinde ise şu haber yayımlanmıştı:
“Bir mahallin resm-i mücessemini almak için Avrupa’da kimyager Daguerre (Louis Daguerre, Fransız kimyager) dedikleri zat, bir alât icad edüp Daguerre’in basması manasında tesmiye etmiş (adlandırmış) ve mukaddema kitabı dahi İstanbul’a gelmiş ve tercüme edilmiş olmakla bilenlerin malûmudur.”

Osmanlıda fotoğrafa yasaklayıcı bakış açısı nedeni ile ilk fotoğraf stüdyoları, çoğunlukla İstanbul’un dışında açıldı.
Hanya’da Salih Bey ve 1905’te Girit’te “Kandiye Fotoğrafhanesi”ni kuran Rahmi Zade Bahaeddin Bediz buna örnekti.
Bediz, ancak 1910’da fotoğraf atölyesini Stüdyo Foto Resne adı ile İstanbul’da Babıali’de, sonra da Sirkeci’de kurdu.
İstanbul’un ilk Türk fotoğrafçısı oldu.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış süreci, savaşlar ve arkasından Kurtuluş Savaşı gibi nedenlerden, Batı’daki gelişmeler izlenemedi.
Bu alanda ancak Genç Cumhuriyet döneminde fotoğrafa dönük ilgi ve çalışmalar başladı.
1930’larda Türkiye Cumhuriyeti, tanıtım için yayınlara, dolayısıyla da fotoğrafa gereksinim duydu.
Bu amaçla görevlendirilenlerden Avusturyalı Othmar Pferschy, Türkiye’de uzun yıllar çalıştı ve çektiği binlerce fotoğraf arasında seçilenler “Fotoğraflarla Türkiye” adı altında Almanya’da bir kitap olarak basıldı.
Yine bu dönemde ülkenin her yanına fotoğrafçılar gönderildi.
Halk dinsel kurallar nedeniyle önceleri fotoğrafçılardan çekinmişse de, daha sonra yasal işlemlerin zorunluluğuyla kameranın karşısına oturmak zorunda kaldı.
Bunlar, stüdyoların Anadolu’ya yayıldığı yıllardı.
Bunun yanı sıra, basında fotoğraf kullanımının başlaması, fotoğrafa dönük gelişmeye, en büyük katkıyı sağladı.
Basın fotoğrafçılarının öncüleri ortaya çıktı.
Velid Ebuzziya, Çanakkale Savaşları’nın yapıldığı bölgeyi, İngilizlerin Şehzadebaşı Karakolu baskınını, Mudanya ve Lozan Antlaşmalarının imza törenlerini görüntülemişti.
Çanakkale’nin fotoğraflarını çekmekle görevlendirilenlerden biri de Burhan Felek’ti. Başkomutanlık fotoğraf subayı Esat Nedim Tengizman ve Etem Tem, Kurtuluş Savaşı’nı belgeleyen fotoğrafçılar olarak adlarını tarihe yazdırdı.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında özellikle Atatürk’ün fotoğraflarını çeken ilklerden biri de Cemal Işıksel’di.

1948 yılında çok sayıda foto muhabiri kadrosuyla yayın yaşamına başlayan Yeni İstanbul gazetesi, basın fotoğrafçılığının öncülerindendi.
Yine 1948 yılında Sedat Simavi tarafından kurulan Hürriyet gazetesi, gazete fotoğrafçılığına yeni bir boyut getiren ikinci büyük gazete olarak yayın yaşamına atıldığında, yazılanlar fotoğraflarla anlatılmaya başladı.
Olayları izleyip fotoğraflı haber olarak verme ilkesi, bütün gazeteleri etkileyen bir tutum olarak Türk basınında hızla yayıldı.
Türk basınının ilk foto muhabirleri arasında, mütareke yıllarında mesleğe başlayan Ferit İbrahim, Namık Görgüç, Cemal Göral, Hilmi Şahenk, Ali Ersan, Faik ve Selahattin Giz önemli isimlerdi.
Hüseyin Ezer, Müeddep Erkmen ve Rüçhan Ünver ise ikinci kuşak basın fotoğrafçıları idi.
Onları İsmet Gümüşdere, Özdemir Gürsoy, Mustafa Türkyılmaz, Ozan Sağdıç, Hüseyin Kırcalı ve 1973’te Paris’te dünyaca ünlü Sipa Press adlı ajansı kuran Gökşin Sipahioğlu, ön plana çıkan isimlerdi..

Cumhuriyet döneminin ilk fotoğraf sergisi 1929’da İzmir’de açıldı.
1932’de Halk Evleri’nin açılması ile başlayan kültür ve sanat çalışmaları, her dalda olduğu gibi fotoğrafta da, amatör ve profesyonel kadroların yetişmesini sağladı.
Aynı yıl Ankara Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü’nde Şinasi Barutçu, fotoğrafçılık dersleri vermeye başladı.
Barutçu 1933’te Ankara Halk Evi’nde ilk fotoğraf yarışmasını düzenledi. Özellikle Atatürk fotoğraflarıyla anımsanan ve Foto Magazin adlı derginin yayımcısı Süleyman Süreyya Bükey, fotoğrafçılığın yaygınlaşması için çaba gösterenler arasındaydı.
1932’de düzenli fotoğraf derslerini başlatan, 1945’te ilk fotoğraf dergisini çıkaran, 1950’de Ankara’da Türkiye’nin ilk fotoğraf derneği olan TAFK’ı (Türkiye Amatör Fotoğraf Kulübü) kuran, 1955’te ilk renkli sergiyi açan ve 1958 de FIAP (Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu) ile ilk ilişkiyi kuran Şinasi Barutçu’nun, fotoğrafçılığın sanat olarak algılanmasında ve fotoğraf sanatının Türkiye’deki gelişiminde büyük emeği geçti.

1960 sonrasında Türkiye ekonomisi ve turizmindeki gelişmelerle birlikte, tanıtım ağırlıklı profesyonel fotoğraf çalışmaları hızlandı.
Bu alandaki ilklerden biri olan Sami Güner, 1972’de Brüksel’den başlayarak 40’tan çok ülkeye, Türkiye’yi tanıtıcı sergi ve gösteriler götürdü.
Profesyonel fotoğrafçılar özellikle 1970 sonrasında sanat ağırlıklı çalışmalara öncülük etti.
Şemsi Güner, Ozan Sağdıç, Ersin Alok, Gültekin Çizgen ve İsa Çelik, bunlar arasındaydı.
Ayrıca, başka alanlardan gelip fotoğraf çalışmalarına etkin biçimde katılanlar da vardı.
Türk sinemasının başlangıç döneminin yönetmenlerinden Baha Gelenbevi, 1962’den sonra tümüyle fotoğraf üzerinde yoğunlaştı.
Gene 1962’de Adapazarı’nda Hüsnü Gürsel, Grup 5 ile bir hareket başlattı.
İlk sergisini 1977’de açan Şakir Eczacıbaşı, kendine özgü yorumu, yurt içindeki ve dışındaki sergileri, her yıl farklı bir konuda düzenlenen ‘’Eczacıbaşı Renkli Fotoğraf Yıllıkları’’ ile etkin oldu.

Günümüzde varlığını sürdüren en eski fotoğrafçılık derneği, 1959 yılında Nurettin Erkılıç’ın altı arkadaşı ile birlikte kurduğu “Erenköy Amatör Foto Kulübü”nün 1962’de adını değiştirmesiyle yaşam bulan İFSAK idi. (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Demeği).
1985 yılında kurulan FOTOGEN’in (Fotoğraf Sanatı Derneği) FIAP üyeliği, 1991 yılında Bakanlar Kurulu’nca onaylandı. Türkiye 1984 ve 1989’da FIAP bienallerine ev sahipliği yaptı. Ayrıca başka ülkelerdeki bienallerde kişisel başarılar yanında, ülke olarak önemli ödüller kazanıldı.
1976’da İFSAK başkanlığını üstlenen Mehmet Bayman fotoğrafçılığın kurumsallaşması konusundaki çabalarıyla, Seyit Ali Ak ve Engin Özendeş de fotoğrafçılık tarihi araştırmalarıyla etkin oldu.
Özendeş’in 1987’de yayımlanan “Photography in the Ottoman Empire” (Osmanlı İmparatorluğu’nda Fotoğrafçılık) adlı yapıtı, dünyada kendi alanındaki ilk ve tek kaynak olarak ilgi gördü.
Keza Engin Özendeş’in sahibi ve Yazı İşleri Müdürü olduğu ve 1976-1981 yılları arasında yayınlanan Yeni Fotoğraf dergisi ve buna bağlı olarak çıkan “Fotoğraf Yayınları”, kuramsal alanda Türkiye’de fotoğraf sanatının gelişimine büyük katkılar sağladı.

NOT:

Fotoğraflar yalan söylemez, ama yalancılar fotoğraf çekebilir. Lewis Hine

Cemil Özyıldırım

Behiç Günalan’ın çektiği foto 1
Behiç Günalan’ın çektiği foto 2
Behiç Günalan
Bunları da beğenebilirsin